Süleymaniye Vakfı
Ramazan ve Oruç
45 DERECE ENLEMİN ÜSTÜ İÇİN TAKVİMİN GÜNCELLENMESİ HAKKINDA
45 derece üstündeki enlemlerde beyaz gecelerin olduğu veya güneşin ufkun pek az üstüne çıkığı ya da gün boyunca ufkun altında kaldığı enlemlerde namaz vakitlerini mizana göre hesaplamaya gayret gösteriyoruz. Kutup bölgelerine gittiğimiz vakitlerde, ufkun bulutlarla kapalı olması sebebiyle sabah namazı vakti ile ilgili net bir gözlem yapamadık, tatminkar bir resim de göremedik. Takipçilerimizin bize zaman içerisinde ilettiği gözlemler ile sürekli geliştirmeye devam ettiğimiz takvimi gözden geçirme ihtiyacı duyduk. Yeni takvimi, İsra 17/78 ve Bakara 2/187. ayetlerde belirtilen prensipler yanında, yatsıdan sonra ve sabah namazından önceki uyuma ve dinlenme vaktini de esas alarak yaptık. Hesaplamalarda 45 derece üstü enlemlerde en doğru vakitleri tayin etmemiz için gözleme ve geliştirmeye devam ediyoruz. Bütün dostlarımızdan, Kur’an’daki bilgilere göre gözlemler yaparak bizi bilgilendirmelerini bekliyoruz. Kur’an’da, namaz vakitleri ile ilgili üç temel kural vardır. Birincisi öğlen vaktinin başlangıcı, ikincisi yatsı sonu, üçüncüsü de sabah namazı ve oruç vaktinin başlangıcıdır. Güneş kelimesi, sadece öğlen vakti için kullanıldığından bu üç kural, kuzey kutuptan güney kutba kadar dünyanın her yerinde ve her mevsimde geçerlidir. Allah Teala şöyle buyurur: “Namazı, güneşin tepe noktasını geçmesinden gecenin ğasakına /soğuk vaktinin başlamasına kadar düzgün ve sürekli kıl! Bir de fecir ışıklarının toplandığı vakitte kıl! Fecir ışıklarının toplanması gözle görülür.” (İsra 17/78) Gecenin ğasakı, […]
Durma Yap Yapma Dur!
Ramazan yaklaşırken… Ramazan ayında daha dinç, daha rahat bir şekilde oruç tutabilmek için bir ay önceden oruç alıştırmaları yapabilir, şaban ayında nafile oruçlar tutabilirsin. Aişe Validemizin “Resûlullâh’ın (ramazan dışında) şaban ayından daha fazla oruç tuttuğu bir ay görmedim” açıklamasını göz ardı etme, sen de bu nimetten nasiplen! Bunun için Resûlullâh’ın daima yaptığı gibi pazartesi ve perşembe günleri ile şaban ayının 13, 14 ve 15. günlerini değerlendirebilirsin. Bu nafile oruçların zararını değil; faydasını görürsün. Şaban ayının son günü geldiğinde “Arabistan’dan haber geldi, hilali görmemişler!” dedikodusuna kulak asıp herkesin oruca başladığı zaman sen oruçsuz olma! Nebîmizin hilal gözlemi (rasat) yapılması gerektiğine dair hadisleri aklını karıştırmasın. O, “Biz hesap-kitap bilmeyen bir toplumuz” demiş, gerekli alet-edevat ve uzman yoksunluğundan ötürü o dönem için tek çare olan rasat yolunu seçmiştir. Yoksa Allah ayların başlangıç ve bitişleri için hilal gözlemine değil, hesap yöntemine dikkatlerimizi çekmiştir. -Hâşâ- Allah başka bir şey, Resûlü başka bir şey söylememiş ki! Formül bellidir; imkan varsa hesap, yoksa rasat! Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte hesap yöntemi günümüzde doğru bir şekilde uygulanabilmektedir. O yüzden takvimlerde ramazanın biri olarak hangi gün yazıyorsa gönül rahatlığı ile o günü öyle kabul et ve herkesle birlikte oruca başla! Oruca başlama konusunda takvime güvenebilirsin derken takvimleri tamamen akladığımı […]
ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARIN AŞILMASI VE ORUÇ ÖRNEĞİ
Bu makalede Kur’an kavramlarından tasdik, nesh ve tahrif konularında sınırların nasıl aşıldığı üstünde durulacak örnek olarak da Ramazan orucu ilgili aşırılıklar anlatılacaktır. Konu, şu iki âyette özetlenen, Kur’an’ı Kur’an ile anlama yöntemiyle işlenecektir: “الر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آَيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ. أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنَّنِي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ” ELİF LÂM RÂ! Bu, doğru hükümler veren ve her şeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından âyetleri hem muhkem kılınmış hem[1] de ayrıntılı olarak açıklanmış bir Kitaptır. Bu, Allah’tan başkasına kul olmamanız içindir. (De ki:) Ben de sizi onunla (o Kitap ile) uyaran ve size müjde veren bir kişiyim.” (Hud 11/1-2) Sınır, Arapçada had = الحد kelimesi ile ifade edilir. Had, iki şey arasında yer alan ve birinin diğerine karışmasına engel olan şeydir[2]. Allah; orucun içeriğini, zamanını, kimlerin kazaya bırakabileceğini ve oruç tutulan günlerin gecelerinde bu ümmet için helal kıldığı şeyleri, arka arkaya dört ayette açıklamış ve en son şunları söylemiştir: تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ “Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, bunlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini insanlara böyle açıklar ki kendilerini yanlışlardan korusunlar.” (Bakara 2/187) Allah, koyduğu sınırlara yaklaşmayı yasaklamış ama Müslümanlar hemen her konuda, aşmadık sınır bırakmamışlardır. Bu yazıda bunlardan birkaçı üzerinde durulacaktır. […]
Kadir Gecesi
Kadir gecesini, Türkçeye “kader/takdir gecesi” diye tercüme edebiliriz. Arapçada “kadr” veya “kader”, ‘ölçü koyma’ ve ‘ölçü’ anlamlarına gelir. Tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Abdullah İbn Abbâs’ın bu geceye niçin “kadir gecesi” denildiğine dair şu sözlerine yer vermiştir: “Allah Teâlâ, bu yıl içinde yağmur, rızık, diriltme, öldürme vs. gibi olabilecek şeyleri, gelecek yılın bu gecesine kadar takdir eder.”[1] Buradan hareketle kadir gecesi, ‘bir yıllık ölçülerin belirlendiği ve görevli meleklere emirler halinde verildiği gece’ olarak tarif edilebilir.[2] Kadir gecesi ile ilgili olarak Allah Teâlâ müstakil bir sûre indirmiş ve sûrede bu geceyi şöyle tarif etmiştir: Biz Kur’an’ı kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesi nedir, sen nereden bileceksin? (Öyleyse dinle!) Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. O gece melekler, her bir konuyla ilgili ruh (aldıkları emir) yanlarında, Rablerinin izniyle inerler. O, tanyeri ağarıncaya kadar esenlik gecesidir.” (Kadr, 97/1-5) Kadir gecesinin Ramazan ayının içinde olduğu bellidir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Ramazan, insanlara rehber olan ve rehberin açıklayıcı ayetlerinden oluşan Kur’an’ın ve o Furkan’ın indirildiği aydır…” (Bakara, 2/185) Başka bir ayetler grubunda ise bu gecede neler olup bittiğine dair şu hususlara yer verilmiştir: “Hâ, Mîm. Her şeyi açıklayan Kitaba yemin olsun. Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Biz insanları uyarırız. Karara bağlanmış görevler o gece taksim […]
İtikaf
Orucun tarif edildiği Bakara sûresi 187. ayetinde oruçla veya bir başka deyişle Ramazan ayı ile yakından alakalı başka bir ibadete daha yer verilmiştir: İ’tikâf. Sözlükte ‘hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak’ anlamlarındaki “akf” kökünden türeyen i’tikâf, fıkıh terimi olarak kişinin ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder.[1] İ’tikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnetle sabittir. Orucu tarif ettiği ayetin sonunda Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “ … Mescitlerde i’tikâf halinde iken kadınlarınızla birleşmeyin. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar ki kendilerini korusunlar.” (Bakara, 2/187) Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’ye hicretten sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazanın son on gününde i’tikâfa çekilirdi.[2] “Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve taatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşru bile olsa her türlü nefsanî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin manen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nafile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir manevî ufuk ve imkân sunmaktadır. Bu bakımdan i’tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde […]
Herkesin Bildiği Oruç
Beslenme yaşamın kaynağıdır. Mikroorganizmalar da dahil beslenmeksizin yaşayabilen bir canlı yoktur. Hatta cansız nesneler bile bir şeylerden beslenerek varlıklarını sürdürürler. Dünya, Güneşten aldığı enerjiyle, Güneş, kendi içinde sahip olduğu yakıtla beslenir. Beslenme ihtiyacı olmayan tek varlık Allah’tır. O’nun dışındaki tüm varlıklar hayatta kalabilmek için beslenmek zorundadırlar. Yüce Allah da kendisinden başkalarının tanrılaştırılması konusunda beslenme çelişkisine dikkat çekmiştir: “Meryem oğlu Mesih sadece Elçi’dir. Ondan önce gelmiş elçiler de vardır. Annesi ise doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Şimdi sen şu ayetleri nasıl açıkladığımıza bak; bir de onların nasıl yanlışa sürüklendiklerine bak.” Maide 5/75. Tüm canlılar doğar doğmaz yeme içgüdüsüyle hareket ederler. Bebekler ilk bir yıl ellerine geçirdikleri her şeyi ağızlarına sokmak isterler. Bu dönemde yeme içgüdüsü her şeyin üstündedir. Bu dönemlerde insan yavruları ile hayvan yavruları arasında bir fark göremezsiniz. İnsan geliştikçe yeme içgüdüsüne hükmetmeyi öğrenir. Hayvanlar ise aynı çizgide devam ederler. Öyle ki hayvanlar için yemek bulma ve beslenme bir varoluş gayesi gibidir. İnsanlar gibi yeme içgüdüsünü dizginleyemeyen hayvanların yemekten çatlayıp ölmeleri de bilinen bir şeydir. Özellikle çayıra salınan sürüler işi bilen bir çoban tarafından otlatılmazlarsa telef olabilirler. İnsan, yeme içgüdüsünün kölesi olduğu oranda hayvanlara benzemeye başlar. Yüce Allah bu konuda şöyle buyuruyor: “… Ayetleri görmezlikten gelenler ise […]
Kur’an’da Oruç İbadeti
Ay takvimindeki 12 aydan biri olmasına rağmen, adı söylendiğinde dünya üzerindeki herkesin, sadece yılın bir ayını kastetmediğimizi anladığı tek aydır Ramazan. Zira Yüce Allah’ın yerine getirilmesini farz kıldığı, her biri insanlıkla yaşıt ibadetlerden biri bu ay boyunca yerine getirilir. Oruç ayı geldiğinde her birimizin aklına pek çok soru takılır. Gerçekte bu soruların tamamı Allah’ın Kitabı’nda cevaplanmıştır. Oruç ibadetiyle ilgili Kur’an’da yer alan tüm ayetler dikkatle okunursa akıllarda cevaplanmamış bir soru kalmayacaktır. O halde biz de öyle yapalım ve Ramazan orucundan bahseden ayetleri dikkatle okuyarak ayetlerden öğrendiklerimizi sıralayalım: Bakara Suresi 183. Ayet: Ey inanıp güvenenler! Oruç, sizden öncekilere yazıldığı şekliyle size de yazıldı ki kendinizi koruyasınız. 1. Oruç, sizden öncekilere yazıldığı şekliyle size de yazıldı: Ayette oruç ibadeti الصيام(es-sıyâm) şeklinde belirlilik takısı ile kullanılmaktadır. Bu durum oruç ibadetinin herkes tarafından bilindiğini gösterir. Nitekim ayetin tamamından da orucun önceki ümmetlerde de aynı şekilde tutulduğu ve farz bir ibadet olduğu net bir biçimde anlaşılmaktadır. 2. Ki kendinizi koruyasınız: Oruç insanı koruyan bir ibadettir. Allah’ın oruç tutma emrini yerine getiren bir kimse aynı zamanda kendini korumuş olmaktadır. Bu korumanın hem maddi hem manevi olması gerekir. Diğer bir deyişle oruç tutan kişi, Allah’ın bir emrini yerine getirmekle manevî olarak korunduğu gibi bedensel bir ibadet olması […]
Ana Hatlarıyla Oruç İbadeti
Oruç, İslâm’ın beş esasından biridir. Bu kavram Farsça “rûze” kelimesinden Türkçeye geçmiş, zamanla “rûze”, “urûze”, “uruç” şeklinde kullanılmış ve daha sonra “oruç” halini almıştır. Arapça karşılığı ise “savm (الصوم)” ve “sıyâm (الصيام)”dır. Savm sözlükte; ‘kişinin yeme, içme, karı-koca ilişkisi, konuşma vs. gibi herhangi bir şeyi terk etmesi’ anlamına gelir. Terim olarak oruç; tan yerinin ağarmasından akşam oluncaya kadar şer’an belirlenmiş ibadeti yerine getirmek niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak[1] demektir. Kaynaklarda yer alan bilgilere göre oruç, hicretin ikinci yılı Şaban ayında (Şubat 624) farz kılınmıştır. Namaz, zekât, hac, kurban vs. ibadetlerde olduğu gibi oruç da yalnızca Ümmet-i Muhammed için değil, tüm nebîler ve ümmetleri için farz kılınmış bir ibadettir. Nitekim orucun farz kılındığını bildiren ayette Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ “Ey inanıp güvenenler! O oruç, sizden öncekilere yazıldığı şekliyle size de yazıldı ki kendinizi koruyasınız.” (Bakara, 2/183) Ayet metninde yer alan “es-sıyâm (الصِّيَامُ)” kelimesinin başında yer alan elif-lâm (harf-ı ta’rîf) takısı, Arapçada belirlilik (ma’rifelik) ifade ettiği için mana “o oruç” olur ki bu da bize farz kılınan orucun bizden önceki ümmetlere farz kılınanla aynı olduğunu gösterir. Zaten ayetteki “sizden öncekilere yazıldığı şekliyle (كَمَا […]
Adetli Kadının Orucu ve Namazı
ADETLİ KADININ ORUCU VE NAMAZI Âdetli ve Lohusa Kadın ile İlgili Nesih Nesih sözlükte, bir kitaba diğerindeki bilgiyi aktarma veya bir şeyi uygulamadan kaldırıp yerine başka bir şey koyma anlamlarına gelir[1]. Neshin tarifini veren âyet şudur: مَا نَنْسَخْ مِنْ آَيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak, yerine daha hayırlısını ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah her şeye bir ölçü koyar.” (Bakara 2/106) Buna göre nesih, bir âyeti bir başka âyetle değiştirmektir. Bu, hem Kur’an’ın ayetleri arasında, hem de Kur’an ayetleri ile önceki kitaplardaki ayetler arasında olur. Kur’an, ilahi kitapların son nüshası olduğu için ondaki ayetlerin çoğu, önceki kitaplarda olanların aynısıdır, yani onları dengiyle neshetmiştir. Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve o konuda birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve ona yöneleni hedefine ulaştırır.”(Şûrâ 42/13) “Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı sana, indiren O’dur. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.”(Al-i İmran 3/3) Bu ayetler, önceki kitaplardaki âyetlerin büyük […]
Oruç Keffâreti
Dinde teşrî yetkisine sahip olduğu düşünülünce, fıkıhta bazı hükümler Rasûlullah’a nisbet edilmiştir. Oruç keffâreti, bunun sayısız örneklerinden sadece biridir. Şöyle ki; gelenekte, oruç keffâretinin yani herhangi bir özür bulunmaksızın Ramazan ayında orucunu bozana verilecek sözde cezanın Sünnetle teşrî kılındığı, bu konuda Kitap’tan herhangi bir delil bulunmadığı hususunda neredeyse ittifak vardır.[1] Sünnetle kastedilen de Ebû Hureyre’nin naklettiği şu rivâyettir: “Adamın biri geldi ve ‘helak oldum Yâ Rasûlallah’ dedi. Rasulûllah, ‘seni helak eden nedir?’ diye sorunca adam, ‘Ramazan’da eşimle ilişkiye girdim’ diye cevap verdi. Rasûlullah, ‘bir köle azat edebilir misin?’ deyince adam, ‘hayır’ dedi. Bunun üzerine ‘peki iki ay peş peşe oruç tutabilir misin?’ diye sordu. Adam ‘hayır’ dedi. Rasûlullah bu defa ona altmış yoksulu doyurup doyuramayacağını sordu. Adam yine ‘hayır’ dedi. Rasûlullah, adama oturmasını söyledi, adam da oturdu. Bu arada Nebî’ye içi hurma dolu bir sepet getirildi. Rasûlullah o adama ‘al bunu dağıt’ dedi. Adam, ‘benden daha fakiri yok’ deyince Nebî, arka dişleri görünecek derecede güldü ve ona ‘al ve ailene yedir’ buyurdu.”[2] Bu rivâyeti delil alan Hanefî ve Mâlikî fakihlere göre, Ramazan’da orucunu kasten yeme-içme veya cinsel ilişkiye girme yoluyla bozan kişinin, peş peşe olmak şartıyla iki ayı keffâret, bir günü de kaza olmak üzere toplam altmış bir gün[3] oruç […]
Ramazan: Bir Hazırlık Kampı
Çeşitli spor dallarında sporcular, kamplara tabi tutulurlar. Sezon öncesi hazırlık kampları olarak nitelenen bu kampların birçok amacı vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür: 1. Sporculara bir disiplin kazandırmak ve bu sayede onlara sporcu yaşam tarzını benimsetebilmek, 2. Yoğun antrenmanlarla, sporcuların sportif bilgi ve yetkinliklerini geliştirebilmek için onlara kondisyon, teknik ve taktik bilgiler yükleyebilmek, 3. Dengeli beslenme programı ile sporcu beslenmesi gerekliliklerini alışkanlıklara dönüştürebilmek, 4. Arkadaşlık bağlarını güçlendirebilmek ve sporcuların sosyalleşebilmelerini sağlamak. Peki, bu anlatılanların, yazının başlığında belirtilen Ramazanla, oruçla ne ilgisi var? Bu sorunun cevabına geçmeden önce, şunları söylememiz gerektiğini düşünüyoruz: Kur’an-ı Kerim’de oruç ibadeti, Bakara suresinin 183-187. ayetleri arasında etraflıca tarif edilmiş, bu ibadetin tarihi arka planı, hangi vakitler arasında tutulabileceği, kimlerin tutup tutamayacağı, nelerin orucu bozacağı vs. gibi konular hakkında geniş ve yeterli bilgiler verilmiştir. Bunun yanı sıra, ilgili ayetlere bütüncül bir bakış açısı ile bakıldığında dört büyük kavramın ön plana çıktığı görülmektedir: Takvâ, Kur’an, şükür ve dua. Bunlar, oruç ibadeti ile birlikte insana, normal zamanlardan daha fazla kazandırılmak istenen hasletlerdir. Kişi, diğer zamanlarda olmadığı kadar Ramazan’da kendisini koruyacak (takvâ), bu ayda Kur’an’a daha fazla zaman ayıracak, daha fazla şükredip daha çok dua edecektir. Bu açıdan Ramazan, tam bir fırsatlar ayı olarak değerlendirilmeye hazırdır.[1] Oruçla ilgili olarak buraya […]
Namaz ve Oruç Vakitleri
Müslim[1], Allah’a teslim olan ve onun yolunda her zorluğa göğüs geren kişilere Allah’ın verdiği addır[2]. Dini, eğip bükmeden uygulayanlar onlardır. “Kimin sözü, Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve “Ben Allah’a tam teslim olanlardanım!” diyenin sözünden daha güzel olabilir!”(Fussilet 41/33) Bu yazıda namaz ve oruç vakitleri, müslim olanlar için anlatılacaktır. Kendisini yahut bir kişiyi veya kurumu, dini konularda yetkili sayanlar, hedef kitlemizin dışındadırlar. Kur’ân’da namaz vakitleri, ayrıntılı olarak açıklanmıştır. “Namazı kıl“ emriyle başlayan iki âyet vardır: وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ “Namazı, gündüzün iki tarafında ve gecenin zülfelerinde/gündüze yakın vakitlerinde düzgün ve sürekli kıl.” (Hûd, 11/114) أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا “Namazı, Güneşin dülûk’ndan /tepe noktasını geçmesinden gecenin ğasakına/ gecenin soğuğunun /karanlığının bastırmasına kadar kadar düzgün ve sürekli kıl! Bir de fecrin kur’ân’ında/ doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplandığı vakitte kıl! Fecrin kur’ânı meşhûddur./ Doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplanması gözle görülür. “ (İsrâ 17/78) Bunlar, birbirini açıklayan ayetlerdir. Bu âyetleri, anlamaya yardımcı olan âyetlerin başlıcaları şunlardır: ومِن الليلِ فتهجد بِهِ نافِلةً لك عسى أن يبعثك ربك مقامًا محمودًا “Sana özel ek görev olarak gecenin bir kısmında namaz kılmak için uykudan kalk. Belki […]
Teravih Namazı
Resulüllah’ın (s), gerek ramazanda olsun ve gerekse ramazan dışında olsun, kıldıkları gece namazı sekiz rekâttır. Bu namaza üç rekâtlık da vitir namazının eklenmesiyle, toplam 11 rekât 11 olmaktadır. Kimileri de olayı çarpıtarak: “Sahabe başlangıçta, Nebimizin uygulamasına bakarak sekiz rekât kılmışlardır” diyerek bir gerçeği dile getiriyor. Ki bu gerçek, Resulüllah’ın kıldığı sekiz rekâtlık gece namazıdır, teravih namazı değildir. Hz. Aişe (ra) diyor ki: “Resulüllah (s) (Mescitteki) hücresinde geceleyin namaz kılardı. Hücresinin kenarları yüksek değildi. Halk Resulüllah’ın karaltısını görüyordu. Onlar da kalkıp onun kıldığı gibi namaz kılmaya başladılar. İki veya üç gece böyle oldu. Resulüllah, bir daha öyle yapmadı, bulunduğu yerde oturup kaldı, halkın kendisini görebilecekler şekilde davranmadı. Sabah olunca Resulüllah (s) “Ben, gece namazının size farz kılınacağından endişe duydum dedi.”[1] Buhari’nin rivayetinde Hz. Aişe (rh) hücre ile ilgili şu açıklamayı yapıyor: “Resulüllah’ın (s) bir Hasırı vardı, onu gündüzleri yere serer ve üzerinde dinlenirdi. Geceleyin de kendisine hücre edinirdi. Bu durumu gören insanlar da buna katılarak saf halinde Resulüllah ile birlikte onun kıldığı gibi kılmaya başladılar.”[2] Zeyd b. Sabit’ten gelen rivayette de Zeyd diyor ki: “Resulüllah (s), Ramazanda kendisine bir hücre edinirdi. Hücresi hasırdan idi. Resulüllah (s) geceleri bunun içinde kalarak namaz kılardı. Ashabı da, onun kıldığı gibi namaz kılmaya başladılar. Resulüllah […]
Kutuplarda Namaz ve Oruç Vakitleri
Yaz aylarında hep aydınlık olan kuzey ülkelerinde oruç nasıl tutulacak? Karanlık olmasa veya hep karanlık olsa ne yapılacak, nasıl oruç tutulacak? İşte tüm bu soruların cevabını Süleymaniye Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, “Kutuplarda Namaz ve Oruç Vakitlerini” gözlemlemek üzere gittiği Norveç’te verdi. Güneşin hiç doğmadığı zamanlarda da namaz ve oruç vakitlerinin oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, “Norveç’te yaptığımız tespit ve gözlemlerle, insanların burada 13 saatten fazla oruç tutamayacaklarını tespit ettiklerini söyledi. Süleymaniye Vakfı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Din İşleri Yüksek Kurulu Emekli Üyesi ve Marmara Üniversitesi eski Dekanı Prof. Dr. M.Saim Yeprem, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim Üyesi Doç. Dr. Servet Bayındır, İstanbul Üniversitesi Uzay Bölümleri Öğretim Üyesi Adnan Ökten, Türkiye ve Norveç’ten basın mensuplarının katıldığı “kutuplarda Namaz ve Oruç Vakitlerini” gözlemlemek üzere Norveç’e kalabalık bir ekiple program düzenlendi. Programın içeriği hakkında bilgi veren Süleymaniye Vakfı Başkanı aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, “Kutuplarda Namaz ve Oruç vakitlerini gözlemlemek amacıyla geldiğimiz Norveç’te güneşin doğmadığı zamanlarda da gündüzün olduğu ve namaz vakitlerinin oluştuğunu gözlemledik. Kışın günler kısa, geceler uzun olmasına rağmen oruç ve namaz vakitleri açısından herhangi bir problem olmadığını tespit ettik.” Dedi Ayrıca Prof.Dr. […]
Fitre ve Bayram Namazı
HACI–Hocam, Ramazan’ın sonuna geldik; bayram namazından önce fitreleri vereceğiz, bunu biliyoruz. Çok merak ediyorum; fitreyi emreden bir âyet var mı? HOCA–Elbette var; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “(İster hasta, ister yolcu olsun) Orucu tutabilenlerin bir çaresizi doyuracak fidye (fitre) vermesi de gerekir.” (Bakara, 2/184) Fidye, ibadetteki eksiği gidermek için ödenmesi gereken bedeldir[1]. Abdullah b. Abbâs demiş ki: “Allah’ın Elçisi fitreyi, oruçlunun ağzından çıkmış olabilecek boş ve çirkin sözler için temizlik ve çaresiz kalmış kişiler (miskinler) için yemek olsun diye farz kıldı. Kim onu (bayram günü) namazdan önce verirse makbul bir zekât olur. Kim de namazdan sonra verirse sadakalardan bir sadaka olur.” (Ebû Davûd, Zekât 18) HACI–Allah’ın Elçisi nasıl farz kılıyor; onun böyle bir yetkisi var mı? HOCA–Elçi, kendinden bir şey katmadan birinin sözünü diğerine ulaştırmakla görevli kişidir[2]. Dolayısıyla Muhammed aleyhisselamın Allah’ın Elçisi sıfatıyla söylediği sözler kendi sözü değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bu Elçi’ye itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa 4/80) HACI–Tamam, anladım ama fitre vacip değil mi? HOCA–Fitre Hanefilere göre vaciptir. Onlara göre vacib, kesin bir delile dayanmamakla birlikte pek kuvvetli bir delil ile sabit olan dini görevdir. Onlar şu hadise dayanırlar: “Her hür, esir, küçük ve büyük adına yarım sa’ (yaklaşık 1.5 kilo) buğday veya bir sa’ hurma […]
Ekvatordan Kutuplara Namaz ve Oruç Vakitleri
GİRİŞ İmsâk ve yatsı vakitlerinin yanlış hesap edildiğini ve bunun sıkıntı doğurduğunu 1978’den beri her vesile ile dile getirdim. T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın öncülüğünde, 1988-1991 yılları arasında yaptığımız gözlemlerle de yanlışları önemli ölçüde belgeledik. Daha sonra gittiğim her yerde gözlemler yaparak çalışmalarımı sürdürdüm. Süleymaniye Vakfı – Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi olarak 2011 yılı Ocak ayının ikinci haftası ile Haziran ayının dördüncü haftasında, dünyanın en kuzeyinde, kutuplara en yakın yerleşim yeri olan Norveç’in Tromso şehrine iki seyahat gerçekleştirip gözlemler yaptık. Bu sayede gecenin göstergesinin olmadığını, gündüzün göstergesinin de güneş değil, aydınlık olduğunu bildiren âyetleri keşfettik. Ayrıca yazın namaz ve oruç vakitlerinin kutup bölgelerinde hem hesapla hem gözlemle belirlenebileceğini ve hesabın ölçülerinin Kur’ân’da ayrıntılı olarak açıklandığını gördük. Takvimi ve saati olmayan kişilerin, bu vakitleri belirleme ölçütlerini de Kur’an’dan ve hadislerden çıkardık. İlgili ayetler okunduğunda görüleceği gibi Allah, güneş ışınlarının geliş zamanlarını ve yerlerini değişmez ölçülere bağlamıştır. Bu ışınların gün boyu dolaştığı 360 derecelik çemberin, dünyanın ekseniyle, doğu ufkuyla bir de gözlemciyle yaptığı açılar, vakit hesabı açısından büyük öneme sahiptir. Güneş ışınlarının dolaştığı çember, 21 Mart ve 23 Eylül günlerinde, kutup noktasıyla 180 derece ve ekvator çemberi ile 90 derecelik açı yapar. Namaz vakitlerinin hesaplanmasında gölge son derece önemlidir. Güneşin, kutup noktasında […]
Bayramı Nebimiz Gibi Yaşayalım
BAYRAMI NEBİMİZ GİBİ YAŞAYALIM, BAYRAM NAMAZINA AİLECE GİDELİM Bayram coşkusunu yaşamak, bayram namazına birlikte gitmekle olur. Nebimiz (s.a.v) bayramlarda eşlerini ve kızlarını namaz kılınan yere çıkarır, bütün kadınların namaza gelmelerini emrederdi. Hanım sahabîlerden Ümmü Atiyye diyor ki: “Her iki bayram gününde de bize verilen emir; adetli kadınları, bakireleri ve evlerinden çıkmayan kadınları çağırmamız ve bayram yerine çıkarmamızdı. Adetli olanlar, diğer kadınların namaz kıldıkları yerden ayrı bir yerde dururlardı.” (Buhârî ve Müslim) Adetli kadınlar arkada durur, herkesle beraber tekbir getirir ve duaya katılırlardı. Bayram namazlarını ayıran en önemli özellik tekbirlerdir. Onlar Allah’ın emridir. Çünkü Ramazan ve Kurban ile ilgili âyetlerde şu sözler yer alır: “… Size doğruyu göstermesinden dolayı tekbir getirerek Allah’ın yüceliğini ifade edesiniz diye … ” (Bakara 2/185 ve Hac 22/37) Tekbirler abdestsiz de getirilebileceğinden Resulumuz bayram namazına adetli kadınları bile çağırmış, arkada durup herkesle birlikte tekbir alarak görevlerini yerine getirmelerini sağlamıştır. Evli, bekâr, genç, yaşlı bütün kadınların da gelmesi cemaati çok büyüttüğünden Nebimiz bayram namazlarını açık sahada kılar, o neşeyi herkese yaşatırdı. Daha sonra kadınlar camilerden uzaklaştırılmışlardır. Yeniden eski günlere dönmek, yanlış alışkanlıkları terk etmek ve Nebimizin yaşattığı heyecanı tekrar yaşatmak için Sultanahmet Camii gibi büyük meydanlarda yer alan camilerin çevresinde gerekli tedbirleri alıp oraları, bu büyük coşkunun […]
Teravih Namazı
Teravih, ‘tervîha’ kelimesinin çoğuludur. Tervîha ise sözlükte ‘istirahat etmek’, ‘dinlenmek’, ‘huzur duymak’, ‘sevinmek’ ve ‘bir işi kolaylaştırmak için nöbetleşe yapmak’ gibi anlamlara gelir. Teravih namazı Ramazan ayında yatsı namazının son sünnetinden sonra kılındığı ve her dört rekâtından sonra biraz istirahat edildiği için bu adı almıştır. Buharî’de geçen bir rivayette Aişe Validemiz, Nebimizin Ramazan ayında olsun ya da başka vakitte olsun geceleri on bir rekâttan fazla nafile namaz kılmadığını söylemiştir.[1] Aişe Validemizden gelen bir başka rivayet şöyledir: “Allah’ın elçisi bir gece mescitte nafile namaz kılmıştı. Birçok kimse de ona uyarak namaz kıldı. Sabah olunca Ashab, “Allah’ın elçisi geceleyin mescitte namaz kıldı” diye konuştular. Ertesi gece Allah’ın elçisi yine namaza durdu. Halk yine onları konuştu, katılanların sayısı iyice arttı. Üçüncü veya dördüncü gece halk yine toplandı. Öyle ki mescid, insanları alamayacak hâle gelmişti. Ancak Nebimiz o gece yanlarına çıkmadı Sabah olunca: “Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, o namazın sizlere de farz oluvermesinden korkmamdır” dedi. Bu hâdise Ramazanda cereyan etmişti.”[2] Konuyla ilgili olarak nakledilen hadislerde Nebimizin ashaba kaç rekât namaz kıldırdığı belli değildir. O, Ramazan dışında nafile namazlarını mescitte kılmazdı. Ramazan’ın son on gününde itikâfta bulunduğu için sürekli kıldığı 11 rekâtı mescitte kılmıştı. Bunlardan üç rekâtı vitir olduğu için geriye sekiz […]
Ramazan ve Kur’ân
Ramazanı Ramazan yapan asıl değer, Kur’an’dır. Bunu şu ayetten gayet açık bir şekilde anlamaktayız: “(Sayılı günler) hem insanlara bir rehber hem de o rehberin ve hakla batılı ayırmanın açık belgeleri olan Kur’an’ın indirildiği Ramazan ayıdır….” (Bakara, 2/185) Ne anlama gelir bu ayet? Sevdiğiniz, beğendiğiniz bir şeyi dostlarınıza, arkadaşlarınıza anlatırken onun en güzel tarafı ile başlarsınız, değil mi? Mesela: “Bu sene bir yere tatile gittim, öyle güzel bir havası vardı ki…” dersiniz, havasını çok beğendiyseniz. Yahut sizin için gerçekten muhteşem olan manzarasından veya sessizliğinden, sakinliğinden başlarsınız orayı anlatmaya. Yani orayı sizin için bir kez daha gidilesi, görülesi kılan şey ne ise onu ön plana çıkarırsınız. Allah Teâlâ da Ramazan ayını bize öyle sunuyor: “Ramazan öyle bir ay ki Kur’an o ayda indirilmiştir.” Tabiri caizse “ne yapın ne edin Ramazanı Kur’an’la yaşayın” diyor Rabbimiz. “Eğer gerçekten muhteşem bir Ramazan yaşamak istiyorsanız bunu Kur’an’sız yapamazsınız” diyor. Öyle ya, Kur’an’sız geçirilen bir Ramazan, tatsız tuzsuz bir yemeğe benzer. Yersiniz; ama hiçbir şekilde lezzet almazsınız. Öyleyse bundan önceki Ramazanları Kur’an’sız yaşama bahtsızlığını gösterdiysek ve Cenâb-ı Hak bir fırsat daha verdiyse bize, bu sene artık farklı bir Ramazan geçirmek zorundayız demektir; Kur’an’lı bir Ramazan. Diğer zamanlarda yapamadığımız kadar Ramazan ayında Kur’an’a vakit ayırmak ve onunla ilişkilerimizi […]
Ramazan ve Dualarımız
Ramazan ayı bağışlanma için tam bir fırsat. Bu ayda kendimizi gözden geçirmeli, günahlarımıza tevbe ve istiğfar etmeliyiz. Bu ay bizim için yeni bir başlangıç olmalı. Yaptığımız ibadetler sadece bu ayda kalmamalı, Ramazanı fırsat bilip kendimizi rabbimizin razı olacağı yeni alışkanlıklara hazırlamalıyız. Bunun için öncelikle günahlarımızdan tevbe etmeli, yüce rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz. Yüce rabbimiz “bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine yediremeyenler hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 40/60) buyurmuştur. Oruçla ilgili ayetler arasında dua ile ilgili bir ayet vardır. Ayet şöyledir: “Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar.” (Bakara, 2/186) Demek ki oruç ile dua arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu yüzden Peygamberimiz (sav), Allah tarafından reddedilmeyecek duaları sayarken oruçlunun duasını özellikle belirtmiştir. [1] Bu bölümde Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı dua cümlelerini hem Arapça asılları hem de Türkçe anlamları ile vermeyi uygun gördük. Bu duaları ezberlemeli, özellikle iftar ve sahur vakitlerinde, namazlarımızda, yolda yürürken, gece yatarken kısacası her zaman bu dualarla rabbimize yalvarmalıyız. سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ “İşittik ve boyun eğdik. Bağışla bizi rabbimiz! Dönüş sanadır.” (Bakara, 2/285) رَبَّنَا لا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلا تَحْمِلْ […]
Helal Gıda Araştırmaları
Namaz ve Oruç Vakitleri
Müslim[1], Allah’a teslim olan ve onun yolunda her zorluğa göğüs geren kişilere Allah’ın verdiği addır[2]. Dini, eğip bükmeden uygulayanlar onlardır. “Kimin sözü, Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve “Ben Allah’a tam teslim olanlardanım!” diyenin sözünden daha güzel olabilir!”(Fussilet 41/33) Bu yazıda namaz ve oruç vakitleri, müslim olanlar için anlatılacaktır. Kendisini yahut bir kişiyi veya kurumu, dini konularda yetkili sayanlar, hedef kitlemizin dışındadırlar. Kur’ân’da namaz vakitleri, ayrıntılı olarak açıklanmıştır. “Namazı kıl“ emriyle başlayan iki âyet vardır: وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ “Namazı, gündüzün iki tarafında ve gecenin zülfelerinde/gündüze yakın vakitlerinde düzgün ve sürekli kıl.” (Hûd, 11/114) أَقِمِ الصَّلَاةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا “Namazı, Güneşin dülûk’ndan /tepe noktasını geçmesinden gecenin ğasakına/ gecenin soğuğunun /karanlığının bastırmasına kadar kadar düzgün ve sürekli kıl! Bir de fecrin kur’ân’ında/ doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplandığı vakitte kıl! Fecrin kur’ânı meşhûddur./ Doğu ufku boyunca dağılmış ışıkların bir araya toplanması gözle görülür. “ (İsrâ 17/78) Bunlar, birbirini açıklayan ayetlerdir. Bu âyetleri, anlamaya yardımcı olan âyetlerin başlıcaları şunlardır: ومِن الليلِ فتهجد بِهِ نافِلةً لك عسى أن يبعثك ربك مقامًا محمودًا “Sana özel ek görev olarak gecenin bir kısmında namaz kılmak için uykudan kalk. Belki […]
Yatsı Namazının Vakti Ne Zaman Sona Erer?
İnsanlık tarihi kadar eski olduğu bilinen, Rasûlullah’tan en fazla fiili uygulamanın gözlemlenip nakledildiği, vakitle mukayyet olduğu için cephede dahi terkine izin verilmeyen bir ibadetin vakti konusunda, o ibadeti geçersiz kılacak herhangi bir ihtilaf beklenmemelidir. Beklenti böyle olsa da; bu konuda, mesela yatsı namazının son vaktinin ne olduğu hususunda mezhep imamları ile onların takipçileri arasında, bazen de mezheplerin genel kabulüne muhalefet gösterenler arasında görüş farklılıklarının olduğu, konuya derinlemesine eğilenlerin malumudur. Yazının Devamını Okumak İçin Lütfen Tıklayınız. Dr. Fatih Orum
Zikir ve Namaz
Zikir, çok önemli bir kavramdır. Namaz da Allah’ı zikir için kılınır. Allah Teâlâ Musa aleyhisselama şöyle emretmiştir: إِنَّنِيأَنَااللَّهُلَاإِلَهَإِلَّاأَنَافَاعْبُدْنِيوَأَقِمِالصَّلَاةَلِذِكْرِي “Ben, evet ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve benim zikrim için namaz kıl.”(Taha 20/14) Namazda zikir emri bize de verilmiştir: فَإِذَاقَضَيْتُمُالصَّلاَةَفَاذْكُرُواْاللّهَقِيَامًاوَقُعُودًاوَعَلَىجُنُوبِكُمْ… “Namazı kıldığınızda ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde iken Allah’ı zikredin…”(Nisa 4/103) Namaz “Allah’ın zikri için” kılındığına göre “zikir” kavramını iyi bilmek gerekir. Bir şeyi bağlantıları ile birlikte düşünerek öğrenmeye marifet[1], o marifeti koruyup kullanıma hazır tutmaya veya dil ile söylemeye de zikir denir[2]. Zikrin ilk kaynağı doğadır. İnsan, doğada yaptığı gözlemlerle elde ettiği bilgi parçaları arasında bağlantılar kurar ve zikre ulaşır. İlgili ayetlerden bir kaçı şöyledir: وَهُوَالَّذِيأَرْسَلَالرِّيَاحَبُشْرًابَيْنَيَدَيْرَحْمَتِهِوَأَنزَلْنَامِنَالسَّمَاءمَاءطَهُورًا.لِنُحْيِيَبِهِبَلْدَةًمَّيْتًاوَنُسْقِيَهُمِمَّاخَلَقْنَاأَنْعَامًاوَأَنَاسِيَّكَثِيرًا.وَلَقَدْصَرَّفْنَاهُبَيْنَهُمْلِيَذَّكَّرُوافَأَبَىأَكْثَرُالنَّاسِإِلَّاكُفُورًا. Rüzgârları, ikramının önünde müjdeci olarak gönderen Allah’tır. Gökten dupduru su indirir ki, onunla ölü bir beldeyi canlandırsın. Yarattıklarını; büyük ve küçükbaş hayvanları ve çok sayıda insanı suya kavuştursun. O suyu, aralarında halden hale çevirir ki tezekkür etsinler. Ama insanların çoğu, nankörlük dışında her şeye direnç gösterir[3].(Furkân 25/48- 50) Âyetteki “tezekkür” tefa’ul (تفعُّل) bâbındandır. Bu bâb[4], fiile tekellüf yani hedefe adım adım ulaşma anlamı yükler. Bu sebeple tezekkür’ün anlamlarından biri, zikre adım adım ulaşmaktır. Çünkü doğa olaylarını izleyerek bir bilgiye ulaşmak için zamana ihtiyaç olur. Doğa, bilginin kaynağıdır. Kur’ân’ın Allah’ın indirdiği […]
Seslendirilmiş Makale – Kur’ân’da Namaz Vakitleri
Prof.Dr. Abdulaziz Bayındır hocamızın 24 Aralık 2011 tarihli “Kur’anda Namaz Vakitleri” isimli makalenin seslendirilmiş halidir.
Adetli Kadının Orucu ve Namazı
ADETLİ KADININ ORUCU VE NAMAZI Âdetli ve Lohusa Kadın ile İlgili Nesih Nesih sözlükte, bir kitaba diğerindeki bilgiyi aktarma veya bir şeyi uygulamadan kaldırıp yerine başka bir şey koyma anlamlarına gelir[1]. Neshin tarifini veren âyet şudur: مَا نَنْسَخْ مِنْ آَيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ “Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak, yerine daha hayırlısını ya da dengini getiririz. Bilmez misin, Allah her şeye bir ölçü koyar.” (Bakara 2/106) Buna göre nesih, bir âyeti bir başka âyetle değiştirmektir. Bu, hem Kur’an’ın ayetleri arasında, hem de Kur’an ayetleri ile önceki kitaplardaki ayetler arasında olur. Kur’an, ilahi kitapların son nüshası olduğu için ondaki ayetlerin çoğu, önceki kitaplarda olanların aynısıdır, yani onları dengiyle neshetmiştir. Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin şeriatı yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve o konuda birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve ona yöneleni hedefine ulaştırır.”(Şûrâ 42/13) “Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı sana, indiren O’dur. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.”(Al-i İmran 3/3) Bu ayetler, önceki kitaplardaki âyetlerin büyük […]
Herkesin Bildiği Namaz
A.GİRİŞ Namazın ilk defa Allah Rasûlü’ne öğretildiği, önceden namaz diye bir uygulamanın olmadığı düşüncesi halk arasında son derece yaygındır. İnsanlar nazarında itibar sahibi, ilim ehli olarak görülen bazı şahısların bile bu yanılgıya düştüklerini görebiliyoruz. Namaz konusunun zihinlerde yanlış ve eksik bilgilere dayandırılması, beraberinde pek çok sorunu ve soru işaretini ortaya çıkarmaktadır. Kişinin Kur’an algısının bozulması, vahiy algısının bozulması, nebî algısının bozulması, din algısının bozulması, usûl algısının bozulması vb. pek çok sorunun temelinde bu yanlış tasavvurlar yatmaktadır. Bu yazımızda namazla ilgili olarak Kur’anî bir algı ortaya koymaya çalışacağız. B. NAMAZIN KILINIŞI Kur’an’da namaz var mı? Namazın nasıl kılındığını bana Kur’an’dan gösterebilir misin? Bu gibi soruları daha önce sormuş veya benzer sorularla karşılaşmış olabilirsiniz. Aslında bu sorular birçok sorunun göstergesidir. Bunların en başında Kur’an ve din algısının doğru oluşmaması gelmektedir. Kur’an’da neler yer alır, nelerin yer alması gerekmez? Bir rasul veya nebinin Kitap’da olmaksızın dine bir şey sokup çıkarma (teşri) yetkileri var mıdır? İnsanın Kur’an dışında inanmak zorunda olduğu bir kaynak var mı? Bu ve benzeri soruların cevapları kişinin zihninde doğru bir şekilde yer etmezse doğru bir din anlayışına sahip olması imkansız hale gelir. O halde biraz Kur’an algısı üzerinde durup, Allah’ın elçisinin başta namaz olmak üzere dindeki ibadetleri nasıl ve nereden […]
Namazlarda Okunan Dua ve ZİKİRLER
1- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.” Kıbleye yani Kâbe’nin bulunduğu tarafa yönelerek ayakta, eller kulak hizasına kadar kaldırılır ve Allâhu Ekber denerek namaza başlanır. 2- Namazın başında okunan dua: “Allâhu Ekber” diyerek namaza başladıktan sonra “Sübhâneke” okunur. سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعالَى جَدُّكَ وَلاَ إِلٰهَ غَيْرُكَ “Allahım, sana yöneldim. Ne yaparsan güzel yaparsın. Adın yücedir. Zenginliğin çok fazladır. Senden başka ilah yoktur.” “Sübhâneke” yerine; şu ayet de okunabilir: اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا أَنَاۨ مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاۨ مِنَ الْمُسْلِمِينَ “Ben, bir Müslüman olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana doğrudan doğruya çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim ibadetim, kurbanım, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Böyle emir aldım. Ben Müslümanlardanım.” Sübhâneke veya diğer duayı okuduktan sonra, 3- Eûzübillâhimineşşeytânirracîm ( أعوذ بالله من الشيطان الرجيم) = Taşlanan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım 4- Bismillâhirrahmânirrahîm” (بسم الله الرحمن الرحيم) = “İyiliği sonsuz ikramı bol Allah’ın adıyla” denilerek Fatiha Suresine geçilir. 5- Fatiha Suresi 1. الحمد لله رب العلمين Elhamdulillâhi rabbil’âlemîn. Her şeyi güzel yapmak Allah’a mahsustur. O, varlıkların sahibidir. 2. الرحمن الرحيم […]
Haydi Hep Birlikte Namaza!
Kur’an-ı Kerim’de cemaatle namazın önemine işaret eden bazı ayetler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra hadis kitaplarında yer alan sahih rivayetlerden anlaşıldığına göre Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de cemaatle namaz kılmaya büyük önem vermiştir. İlgili ayetler ve Resûlullâh’ın uygulamaları sebebiyle sahabe döneminde özürsüz yere cemaate katılmayanlara neredeyse münafık gözü ile bakıldığı rivayetlere yansımıştır. Mesela ashâb-ı kirâm’ın önde gelenlerinden Abdulah İbn Mes’ud’un bu konuda şöyle söylediği rivayet edilmiştir: “Allah’a yemin ederim ki ben, münafık olduğu (ayan beyan ortada olduğu için) bilinenler veya hastalardan başka hiçbirimizin cemaatle namaza katılmaktan geri kaldığını görmedim! Hatta hastalar bile iki adamın arasına girerek/onların omuzlarına tutunarak da olsa mutlaka namaza gelirlerdi…”[1] Ashab-ı kirâm’ın namazlarını cemaatle birlikte kılmaya olan bu düşkünlükleri hiç şüphesiz ki Nebîmizi örnek almalarından kaynaklanıyordu. Zira O, farz namazlarda cemaatten hiç geri kalmadığı gibi vefatına sebep olan hastalığa yakalandığında bile Ali b. Ebî Tâlib ve Abdullah İbn Abbas’ın kolları arasında ayakları yerlere sürünür bir vaziyette dahi cemaate iştirak etmiştir.[2] Onun beş vakit namazın farzlarını cemaatle kılmasına ve kıldırmasına sıcak, soğuk, yağmur, fırtına gibi tabiat olayları ile yolculuk veya savaş durumları gibi hiçbir zorluk ve sıkıntılı durum engel olamamıştır.[3] Aşağıda görüleceği gibi Nebîmizin cemaatle birlikte namaz kılmaya bu denli önem göstermesi konuyla ilgili ayetler sebebiyle olmalıdır. Asr-ı […]
Kuran'da Nebiler
İblisin Yoldan Çıkışı
Secde Emri 28-9. Rabbin meleklere: “Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın” demişti. (Hicr 15) 71-2. Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın.” (Sad 38) İblis”in Cevabı “Allah, “Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?” dedi, “Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm” cevabını verdi.” (Araf 7/12) “Allah: “Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?” dedi. O: “Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem” dedi.” (Hicr 15/32-33) “Allah: ” Ey İblis Kudretimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?” dedi. İblis: “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” dedi. Allah: “Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din gününe kadar lanetim senin üzerinedir” dedi.” (Sad 38/75-78) Aldığı Ceza “Ona, ” İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın tekisin” dedi. (Araf 7/13) “Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır” dedi.” (Hicr 15/34-35) “Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim. O gün Allah: “Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin” der. […]
Davud Aleyhisselam
Hz. Davud, Yakub aleyhisselam’ın oğlu Yehûda’ın soyundandır. İşmuil (Şemuyel = Samuel) aleyhisselamın ölümünden sonra kendisine nebilik verilmiş, kayınpederi Talut’un ölümünden sonra da İsrailoğullarına hükümdar olmuştur. Nebiliğinden Önceki Olaylar “Musa’dan sonra, İsrailoğullarının önde gelen adamlarını gözünde canlandırmaz mısın? Onlar nebilerine “Bize bir başkomutan görevlendir de Allah yolunda savaşalım!” demişlerdi. “Ya savaş emredilir de savaşmazsanız?” dedi. “Kaybedecek neyimiz kaldı ki Allah yolunda savaşmayalım! Hem yurtlarımızdan çıkarılmışız hem çocuklarımızdan ayrı düşürülmüşüz.” dediler. İstedikleri savaş üzerlerine farz kılınınca, pek azı dışında hepsi kaçıverdi. O zalimleri bilen Allah’tır.” (Bakara 2/246) Talut’un (Saul) Hükümdarlığı “Nebileri onlara “Allah, size başkomutan olarak Tâlût’u görevlendirdi” dedi. “O bize nasıl komutanlık yapabilir? Komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Ona fazla bir mal verilmiş de değil!” dediler. Nebi, “Onu başınıza Allah seçti. Ona, bilgi ve vücut bakımından üstünlük de verdi. Allah yetkiyi, tercih ettiğine verir.” dedi. Allah, imkânları geniş olan ve daima bilendir. Nebileri onlara dedi ki: “Ona başkomutanlık verildiğinin belgesi, size Sandık’ın gelmesidir. İçinde Rabbinizden /Sahibinizden sizi rahatlatacak bir şey, bir de Musa ve Harun ailelerinin bıraktığı hatıralar olacak ve onu melekler taşıyacaktır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir ayet /gösterge vardır.” (Bakara 2/247-248) Ürdün Nehrini Geçiş “Talut orduyla birlikte ayrıldıktan sonra, “Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir, ondan içen […]
Musa ve Harun Aleyhisselam
Kitapta Musa’dan da söz et. Çünkü o içten bağlıydı. O bir elçi, bir peygamberdi. Ona Tur’un sağ yanından seslenmiş ve gizli konuşmak için iyice yaklaştırmıştık. Ona acıdığımızdan, kardeşi Harun’u da bir peygamber olarak ona bağışlamıştık. (Meryem19/51-53) Biz, Musa’ya ve Harun’a gerçekten iyilikte bulunmuştuk. O ikisini ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık Onlara yardım etmiştik de yenen taraf onlar olmuştu. Her ikisine, o apaçık Kitab’ı vermiştik. Her ikisini de doğru bir yola çıkarmıştık. Arkadan gelenler içinde onlara şunu bırakmıştık. “Musa ve Harun’a selam olsun”. İşte biz, iyilere böyle ödül veririz. Çünkü her ikisi de inanmış kullarımızdandı. (Saffât 37/114-122) O ikisini Firavun ve ileri gelen adamlarına elçi göndermiştik de onlar hemen büyüklük taslamışlardı. Onlar zaten mağrur bir topluluktular. Dediler ki, “Tıpkı bizim gibi olan iki insana mı inanacağız? Üstelik kavimleri zaten bizim kölelerimizdir. Onları yalan saydılar ve yok edilenlere karıştılar. Biz o Kitabı Musa’ya, belki yola gelirler diye vermiştik. (Müminûn 23/46-49) Hz. Harun vahiy almıştır. Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere nasıl vahyettiysek sana da öyle vahyettik. Nitekim İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyetmişizdir. Davud’a da Zebur’u verdik. (Nisa 4/163) Firavun Kazıklı Firavun’a Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? (Fecr 89/10) Firavun o yerde gerçekten bir […]
Eyyüb Aleyhisselam
İbrahim Aleyhisselamın Soyundan Bir Nebi İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsine doğru yolu gösterdik. Daha önce Nuh’a da doğru yolu göstermiştik. Onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da gösterdik. Biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz. Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da… Bunların hepsi iyilerdendir. İsmail’e, Elyesa’ya, Yunus’a, Lut’a da doğru yolu gösterdik. Hepsini çağdaşlarından üstün kıldık. Onların babalarından, soylarından ve kardeşleri içinden de… Onlardan da seçtik ve doğru yola yönlendirdik. İşte (nebilerin gittiği) bu yol, Allah’ın doğru yoludur. O, gereğini yapan kullarını doğru yola kabul eder. Eğer onlar da /o nebiler de şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi. İşte bunlar kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer bu insanlar onları (onlara verilen kitapları, hikmeti ve onların nebiliğini) görmezlikte direnirlerse, görmezlik etmeyecek bir topluluğu, onları korumakla görevlendiririz. İşte onlar, Allah’ın rehber /kitap verdiği kimselerdir. Sen de onların rehberine /kitaplarına uy. De ki: “Ben yaptığım bu iş için sizden bir karşılık beklemiyorum. O, alemler için sadece bir öğüt ve akılda tutulması gereken bilgidir!” (En’am 6/84-90) Hastalıktan Kurtulması “Eyüb… O bir gün Rabbine şöyle yalvarıp yakarmıştı: “Ben (yorgunluk ve acı veren) bir derde düştüm sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” İsteğini kabul edip derdine derman olduk. Katımızdan ona bir ikram […]
Yusuf Aleyhisselam
(Firavun hanedanından olup imanını gizleyen mümin bir kişi onlara şöyle demişti:) “Daha önce Yusuf da size o açık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Getirdiği şeylerde ikileme düşmüş, öldüğü zaman da “Ondan sonra Allah, artık elçi göndermez” demiştiniz. Allah, böyle saçma sapan düşünceler kurgulayan kişiyi işte böyle sapık sayar.” Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerinde bir delil olmadan haklı çıkmaya çalışanlardır. Bu hem Allah katında, hem de inanıp güvenler katında onlara büyük bir nefret oluşturur. Allah, büyüklük taslayan her bir zorbanın kalbini böyle mühürler. (Mümin 40/34-35) YUSUF SÛRESİ Bismillahirrahmanirrahim ELİF! LAM! RA! Bunlar her şeyi açıkça ortaya koyan Kitap’ın ayetleridir. Aklınızı kullanasınız diye, biz onu Arapça kümeler hâlinde indirdik. Şimdi, vahyettiğimiz bu ayet kümeleriyle sana hikâyelerin en güzelini anlatacağız. Daha önce sen bundan tamamen habersizdin. Yusuf’un Rüyası Bir gün Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım! Rüyamda on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Baktım ki hepsi bana doğru eğiliyor.” Dedi ki “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sana bir oyun oynarlar. Çünkü Şeytan insanın açık düşmanıdır.” “Rabbin, işte bu yolla seni seçecek ve olaylar arasındaki bağlantıyı (tevili) öğretecek, daha önce ataların İbrahim’e ve İshak’a olan iyiliklerini tamamladığı gibi sana ve Yakup ailesine ettiği iyilikleri de tamamlayacaktır. Senin Rabbin, daima bilen ve kararları doğru olandır.” Kuyuya Atılışı Kuşkusuz […]
Yakub Aleyhisselam
Yakub Aleyhisselamın Vasiyeti “Kendi değerini düşüren akılsızdan başka kim İbrahim’in dini yaşama biçimine kayıtsız kalabilir! Biz onu dünyada seçkin kıldık. O, ahirette de iyiler arasında olacaktır. Rabbi ona “Teslim ol!” demiş, o da “Varlıkların Rabbine /Sahibine teslim oldum!” demişti. İbrahim bunu evlatlarına da vasiyet etti. Yakup da öyle yaptı. Şöyle dediler: “Evlatlarım! Allah sizin için bu dini seçti. Sakın ha, Allah’a teslim olmadan ölmeyin!” Yoksa siz Yakup ölmek üzere iken orada mıydınız! O sırada evlatlarına, “Benim arkamdan kime kulluk edeceksiniz?” diye sordu. Onlar, “Senin ilahına, ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahına yani tek ilaha kulluk edeceğiz. Biz, ona teslim olmuş kimseleriz!” dediler. Onlar gelip geçmiş bir toplumdur. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız size! Onların yaptıkları işler size sorulmayacaktır.” (Bakara 2/130-134) Yakub Aleyhisselamın Haram Kıldığı Şeyler “(Yahudiler dediler ki) “Tevrat’ın indirilmesinden önce İsrail’in kendine haram ettiği yiyecekler dışında bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldir.” De ki: “İddianızda haklı iseniz Tevrat’ı getirin de okuyun bakalım.” Kim bundan (Tevrat’ı okuduktan) sonra hâlâ bu yalanı Allah’a mal ederse, işte onlar yanlış yapmış olanlardır.” (Ali İmran 3/93-94) Abdulaziz BAYINDIR
İshak Aleyhisselam
Siz şöyle söyleyin: Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilmiş olana, Rableri /Sahipleri tarafından bütün nebilere verilenlere inandık. Onlardan birini diğerinden ayırmayız. Biz sadece Allah’a teslim olmuş kimseleriz. (Bakara 2/136) Yoksa İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi iyi bilirsiniz, Allah mı?” Allah’ın şahitlik ettiği bir şeyi bile bile gizleyenden daha büyük yanlışı kim yapabilir? Allah, yaptığınız hiçbir şeye ilgisiz kalmaz. (Bakara 2/140) İbrahim’e, İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsine doğru yolu gösterdik. Daha önce Nuh’a da doğru yolu göstermiştik. Onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da gösterdik. Biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz. Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da… Bunların hepsi iyilerdendir. İsmail’e, Elyesa’ya, Yunus’a, Lut’a da doğru yolu gösterdik. Hepsini çağdaşlarından üstün kıldık. Onların babalarından, soylarından ve kardeşleri içinden de… Onlardan da seçtik ve doğru yola yönlendirdik. İşte (nebilerin gittiği) bu yol, Allah’ın doğru yoludur. O, gereğini yapan kullarını doğru yola kabul eder. Eğer onlar da /o nebiler de şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi. İşte bunlar kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer bu insanlar onları (onlara verilen kitapları, hikmeti ve onların nebiliğini) görmezlikte direnirlerse, […]
İsmail Aleyhisselam
“O Beyt’i insanların toplanacağı ve güvende olacağı bir yer yaptık. Siz makam-ı İbrahim’i /İbrahim’in ibadet için durduğu yerleri, ibadet yeri yapın. İbrahim ile İsmail’e görev verdik, “Beyt’imi tavaf edenler, itikâfta bulunanlar, rükû ve secde edenler /namaz kılanlar için tertemiz tutun!” dedik. Bir gün İbrahim şöyle yalvardı: “Rabbim /Sahibim, burayı güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları her üründen rızıklandır!” Allah da şöyle dedi: “Ayetleri görmezlikte direneni de bir süre nimetlerden yararlandırır, ama daha sonra onu ateş azabına mahkûm ederim. Ne kötü hale gelmektir o!” İbrahim ile İsmail, Kâbe’nin temellerini yükselttikleri sırada şöyle yalvardılar: “Rabbimiz, bu işimizi kabul et, daima dinleyen ve bilen sensin!” “Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olmuş kişiler yap, soyumuzdan gelenlerden sana teslim olmuş bir toplum oluştur! Bize hac ve umre ibadetlerini yapacağımız yerleri göster ve tövbemizi /dönüşümüzü kabul et! Tövbeleri /dönüşleri kabul eden ve ikramı bol olan sensin! “Rabbimiz! Onlara kendi içlerinden bir elçi görevlendir de senin ayetlerini onlara, bağlantılarıyla birlikte okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları geliştirsin. Daima üstün olan ve bütün kararları doğru olan sadece sensin!” (Bakara 2/125-129) Gelen Vahiy “Siz şöyle söyleyin: Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilmiş […]
Allah’ın Beşer Resûlü
Tarih sürecinde peygamberlere karşı geliştirilen yanlış tutumlar, indirgemeci ve aşırı yüceltmeci olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan birincisine örnek, Yahudilerdir. Onların birçoğu peygamberlere gereken değeri vermemiş, onlara iftiralar atmış, sıradan bir insana gösterdikleri sevgiyi, saygıyı onlardan esirgemişlerdir. Ve nihayetinde onları öldürecek gaddarlığı da sergileyebilmişlerdir. İkincisine örnek ise Hristiyanlardır. Onlar Yahudilerin zıddına peygamber (İsa Aleyhisselâm) sevgisinde aşırıya kaçmış ve onu tanrı edinmişlerdir. Kur’an’da kendilerinden ehli kitap olarak bahsedilen Yahudi ve Hristiyanlar, peygamberlere karşı gösterilen davranışların iki aşırı ucunu oluşturmuşlardır.[1] Bu iki grubun dışında kalan milletlere de peygamberler gönderilmiştir. Genel olarak “inanmayanlar” veya “müşrikler” olarak adlandırılan bu gruplar, ehli kitabın aksine, kendilerine elçi olarak gönderilen peygamberlerin beşer olma özelliğini dillerine dolamışlardır. Bu makalede Hristiyanların İsa Aleyhisselâm hakkında sergiledikleri aşırı tutum ile inanmayanların peygamberlerin beşer oluşuna karşı geliştirdikleri söylem, İslam dünyasında karşılaşılan bazı yanlış durumlarla mukayese edilmek suretiyle incelemeye tabi tutulacaktır. Yahudilerin ve -az da olsa- bazı Müslümanların gösterdiği indirgemeci peygamber tasavvuruna bu makalede değinilmeyecektir. 1. MÜŞRİKLERİN BEKLENTİSİ: MELEK PEYGAMBER Dini tebliğ etmek için gönderilen peygamberlerin birer beşer olmalarını, inanmayanlar bir türlü kabullenmek istememişlerdir. Tarihi açıdan Nûh Aleyhisselâm zamanına kadar götürülebilecek bu durum, son nebî Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar böyle devam ede gelmiştir. Nûh Aleyhisselâm, kavmine elçi olarak gönderildiğinde ona şöyle itiraz […]
Salih Aleyhisselam
“Semud’a kardeşleri Salih’i gönderdik. Onlara dedi ki; “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; O’ndan başka tanrınız yoktur. O, sizin oluşumunuzu toprakta başlatmış ve orada bir ömür sürmenizi istemiştir. Öyleyse sizi cezadan korumasını isteyin ve ona yönelin. Doğrusu Rabbim yakındır, kabul eder.” (Hud 11/61) 1- Görevi “Semud, gönderilen elçileri yalancı saymıştı. Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “Siz korunmak istemez misiniz? Bakın ben sizin için güvenilir bir elçiyim; Artık Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Ben sizden buna bir ücret istemem. Benim ücretim kimseye değil, varlıkların sahibine aittir. Siz, buradaki şeyler içinde güvenli olarak bırakılacak mısınız sanki? Bahçelerde ve pınar başlarında. Ekinler ve dolgun tomurcuklu hurmalıklar arasında? Dağları da ustalıkla yontarak evler yapmaya devam mı edeceksiniz yani? Siz Allah’tan sakının ve bana itaat edin. O aşırılık yapanların isteklerine de boyun eğmeyin. Onlar bu topraklarda karışıklık çıkarır da düzeltmezler” (Şuara 26/141-152) 2- Aldığı Vahiy “Onlar, “Zikir, içimizden ona mı bırakıldı? Yok, o yalancı şımarığın tekidir” dediler. Yalancı şımarık kimmiş, onu yarın öğreneceklerdir.” (Kamer 54/25-26) 3-Deve Mucizesi “Bizi mucize göndermekten alıkoyan, sadece öncekilerin onlar karşısında yalan söylemiş olmalarıdır. Semud’a gözle görülen bir dişi deve vermiştik de ona karşı zalimlik etmişlerdi. Oysa biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.” (İsra 17/59) “Semud’a kardeşleri Salih’i elçi göndermiştik. Onlara […]
İbrahim Aleyhisselam
“Bir zaman Rabbi İbrahim’i bir takım emirlerle imtihana sokmuş, o bunları yerine getirmişti. Rabbi, “Ben seni insanlara önder yapacağım” demişti. “Soyumdan da olsun.” deyince o, “Onların zalim olanları için bir sözüm olmaz” buyurmuştu.” (Bakara 2/124) “İbrahim’i elçi gönderdik. Kavmine dedi ki: “Allah’a kulluk edin, O’ndan sakının. Eğer bilmiş olsanız, sizin için hayırlısı budur.” (Ankebut 29/16) “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda, sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz hem sizden hem de Allah’ın berisinde neye kulluk ediyorsanız ondan uzağız. Biz sizi tanımıyoruz. Bir tek Allah’a inanmanıza kadar bizimle sizin aranızda ebedi düşmanlık ve hınç baş göstermiştir.” İbrahim’in, babasına söylediği şu söz bunun dışındadır: “Seni cezadan korumasını mutlaka isteyeceğim ama sana Allah’tan gelecek her hangi bir şeyi savmaya benim gücüm yetmez” Rabbimiz! Sana güvendik, sana yöneldik; dönüş sanadır.” “Rabbimiz! O tanımazlık edenleri bizimle deneme (bizi onların eline düşürme); bizi cezalandırma, doğrusu güçlü olan, kararını yerli yerinde veren sensin sen.” Onlarda sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü dileyen herkes için gerçekten güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse çevirsin. Allah varya, işte kimseye ihtiyacı olmayan ve en güzelini yapan odur.” (Mümtehine 60/4-6) “İbrahim Nuh’un yolunda olanlardandı. Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.” (Saffat 37/83-84) 1- Göklerin ve Yerin Hâkimiyeti […]
Lut Aleyhisselam
“Lut eçilerden biridir.” (Saffât 37/133) “Lut milleti de elçileri yalanlamıştır.” (Şuarâ 26/160) 1- Lut İbrahim’e İnanmıştı “Lut İbrahim’e inandı.” (Ankebût 29/26) “Onu da, Lut’u da, herkes için kutsal kıldığımız o yere ulaştırıp kurtardık.” (Enbiya 21/71) 2- Görevi “Lut milleti elçileri yalanladı. Kardeşleri Lut, onlara şöyle demişti: “Siz korunmak istemez misiniz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan sakının ve bana boyun eğin. Ben sizden buna bir karşılık istemem. Benim karşılığımı başkası değil, yalnız varlıkların sahibi verir.” (Şuarâ 26/160-164) 3- Kavminin Çirkin Davranışları “Lut dedi ki; “Siz alemin erkeklerine gelirsiniz öyle mi? Rabbinizin sizin için yarattığı eşleri de bırakırsınız ha? Yok, siz çizgiden çıkmış bir topluluksunuz.” “Bak Lut!” dediler. “Hele bundan vazgeçme, çaresi yok, sürgün edilmişlerden biri olursun.” Lut dedi ki: “Sizin bu ettiğinize gerçekten hınç besleyenlerden biriyim.” “Rabbim! Beni ve ailemi bunların yapmakta oldukları şeyden kurtar.” Biz de onu ve bütün ailesini kurtardık. Yalnız bir kocakarı geridekiler içindeydi. Diğerlerini yerle bir ettik. Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. O uyarılanların yağmuru ne kötü idi! Bunda iyi bir ibret vardır, ama yine de çokları inanmaz. Senin Rabbin gerçekten güçlüdür, merhametlidir.” (Şuarâ 26/160-175) “Lut’u da elçi göndermiştik. Kavmine şöyle demişti: “Siz bile bile bu çirkinliğe mi geliyorsunuz?” Yani kadınları bırakıp erkeklere […]
Adem Aleyhisselam
“Onlara, Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat: İkisi birer kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen, “And olsun seni öldüreceğim” deyince, kardeşi: “Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder” demişti”. (Maide, 5/27) “Beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam, çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım”. Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur”. Bunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu. Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım” dedi de ettiğine yananlardan oldu. Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: “Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur”. And olsun ki, onlara belgelerle nebilerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.” (Maide 5/28-32) “Ey Ademoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.” (Araf 7/31) “İşte bunlar Allah’ın kendilerine nimetler sunduğu nebiler Adem’in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan; İbrahim ve İsmail’in neslinden ve doğru yola […]
Nuh Aleyhisselam
“Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini, İmran ailesini seçti ve alemlere üstün kıldı.” (Ali İmran 3/33) “Gerçekten Nuh’u kavmine elçi göndermiştik; aralarında dokuz yüz elli yıl kaldı. Sonunda azgın sular onları alıp götürdü. Onlar haksızlardı.” (Ankebut 29/14) 1- Görevi “Onlara acıklı bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye Nuh’u kavmine elçi gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” Siz Allah’a kulluk edin; ondan sakının ve bana boyun eğin. O da sizin için günahlarınızdan bağışlasın ve size belli bir süre tanısın. Kuşkusuz Allah’ın verdiği sürenin sonu geldi mi artık uzatılamaz. Keşke bilmiş olsaydınız.” (Nuh 71/1-4) “Nuh’un kavmi elçilerini yalancı saydı. Kardeşleri Nuh, onlara dedi ki : “Siz korunmak istemez misiniz? İşte ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’tan korkun ve bana boyun eğin. Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım başkasına değil sadece varlıkların sahibine aittir. Artık Allah’tan korkun ve bana boyun eğin.” Dediler ki, “Sana inanır mıyız hiç? En bayağı kimseler peşinden geliyor.” Dedi ki “Ben onların ne yapmış olduklarını bilmem. Onların hesapları Rabbime aittir. Ah bir anlasanız! Ben inananları yanından kovacak biri değilim. Ben başka değil, sadece açıkça uyaran biriyim” (Şuara 26/105-115) 2- Aldığı Vahiy “Allah Nuh’a ne buyurmuşsa onu sizin için bu […]
Hud Aleyhisselam
1- Görevi “Ad kavmine kardeşleri Hud’u gönderdik. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka tanrınız yoktur. Siz sadece uyduruyorsunuz.” (Hud 11/50) “Kardeşleri Hud, onlara: “Siz korunmak istemez misiniz?” demişti. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim; Allah’tan sakının ve bana itaat edin. “Ben sizden buna bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım yalnız varlıkların sahibine aittir.”(Şuara 26/124-127) 2- Aldığı Vahiy “Sizden önceki Nuh, Ad, Semud kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size ulaşmadı değil mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Onlara elçiler apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama bunlar ellerini onların ağızlarına tıkamışlar ve şöyle demişlerdi: “Biz sizin elçiliğinizi tanımıyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden dolayı da gerçekten, kuşku veren bir şüphe içindeyiz.” Elçiler de şöyle demişlerdi: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe edilir mi hiç? O, günahlarınızdan bağışlamak ve size belli bir süre tanımak için size çağrı yapıyor.” (İbrahim14/9-10) “Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra ona dönün ki size gökten bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın. Suç işleyen kişiler olarak yüz çevirmeyin.” (Hud 11/52) “Sizi uyarsın diye, içinizden bir adama Rabbinizden bir zikir gelmesine şaşıp kaldınız öylemi? Bir düşünsenize, Allah Nuh kavminden sonra sizi onların yerine getirdi. Sizi boyca bosca onlardan üstün kıldı. Allah’ın nimetlerini dile getirin ki, başarıya ulaşasınız.” dedi.” (Araf 7/69) […]
Üzeyir Aleyhisselam
Tevbe sûresinin 30. âyetinde geçen ve nebî olduğuna dair açık ifade bulunmayan Üzeyir’in hem kimliği hem de Yahudilerin ona “Allah’ın oğlu” deyip demedikleri, sürekli tartışılır. Müslümanların, bu gibi tartışmalarda kesin sonuca ulaşamamalarının sebebi, hikmeti bulma usulünün unutulmuş olmasıdır. Hikmeti bulmak için ekip kurarak birbirine benzer (müteşabih) âyetlerden bir küme oluşturmak gerekir. Üzeyir aleyhisselam gibi önceki kitapları da ilgilendiren konularda ise o kitapların ifadelerinden de bir küme oluşturup ilgili Kur’ân ayetleriyle birlikte okumak icap eder. Bu konu; Beyt-i makdis’in yıkılışı, Babil Sürgünü, Kudüs’e dönüş ve Mescid’in yeniden inşası ile yakından ilgilidir. Bu yazıda, Kur’ân âyetleri ile Tevrat’ın içinde yer alan Ezra ve Nehemya kitaplarının ifadeleri birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılacaktır. A- BEYT-İ MAKDİS’İN YIKILIŞI Kudüs ve Beyt-i Makdis iki kere yıkılmıştır. Birinci yıkılışından sonra tekrar yapılmış ama ikinci yıkılışından sonra yeniden yapılmamıştır. Bu konu ile ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle demiştir: وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا . فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ أُولَاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا. ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا . إِنْ أَحْسَنْتُمْ أَحْسَنْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ […]
Röportajlar
21. Yüzyıl Kur’ân Çağı Olacak
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dünya Dinleri Kültürü Bölümü Başkanı ve Süleymaniye Vakfı Başkanı olan Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır ile Kremlin Sarayı’nda, Tübingen Üniversitesi’nde, ABD ve Fransa üniversitelerinde ve son olarak da geçtiğimiz hafta Vatikan’da yaptığı konuşma ve tartışmaları değerlendirdik. Çok çarpıcı açıklamalarda bulunan Bayındır, “Umutluyum. İnşaallah bu çağ Kur’an çağı olacaktır” dedi. İşte, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır ile Timeturk okuyucuları için yaptığımız röportaj: Sayın Bayındır, gittiğiniz tüm bu yerlerde konuşmanızın ana mihverini hangi konu oluşturuyor? Buna karşılık ne tür tepkiler oluyor? Gittiğimiz her yerde Kur’an-ı Kerim’i anlatmaya çalışıyoruz. İnsanları bunu hakkıyla anlamaya davet ediyoruz. Biliyorsunuz, Allah’u Teala’nın iki kitabı vardır: Biri okuna bilen kitabı, diğeri ise görünen kitabıdır. Görünen kitabı kâinattır. Kur’an’ın küçük bölümlerine ayet dediğimiz gibi, Allah’u Teala kâinatın her bir parçası için de “ayet” adını veriyor. Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyuruyor; “Onlara, çevrelerinde ve kendilerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, sonunda onun (Kur’ân’ın) tümüyle doğru olduğu, onlar açısından ortaya çıkacaktır.” (Fussilet/53) Kendileri için ‘O’ hak net biçimde ortaya çıkacaktır. Yani mealen Kur’an’ı Kerim’in hak olduğunu kâinattaki ayetlerle insanlara göstereceğim diyor. Çünkü yeryüzündeki “ayetler” dünyada ne kadar ilim varsa onun kaynağı. Bilim dediğimiz şeyin kaynağı ya insandır ya da tabiat… Allah bunlara ayet diyor. O zaman ayetler de ikiye ayrılıyor: Birisi görülebilen […]
Allah’â Karşı Girişilen Mücadelenin Galibi Allah’tır
Yazarımız OĞUZ ÇETİNOĞLU, 15 yıldan beri en çok tartışılan konular arasında yer alan BAŞÖRTÜSÜ meselesini konunun uzmanı, Prof. Dr. ABDÜLAZİZ BAYINDIR ile konuştu. İstanbul Müftülüğünde FETVA KURULU BAŞKANLIĞI yapan Prof. Bayındır; tartışmalara, çok açık delillerle ve çok net cevaplarla son noktayı koydu: Oğuz Çetinoğlu: Hocam sizinle, başörtüsünü enine boyuna konuşalım. Gerçi başörtüsünün eni-boyu, çok konuşulacak kadar fazla değil. Çok konuşulmasının sebebi, bilgisizlik olabilir. Şüphesiz bilgi noksanlığı giderilirse tartışmalar azalır. Örtünmek nedir oradan başlayalım. Örtünmeyi târif eder misiniz? Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır: Örtünme fıtratta vardır. Her insan; inancına, kültürüne, tabiat şartlarına ve imkânlarına göre örtünür. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Ey âdemoğulları! Size, bedeninizi örten, bir de sizi güzel gösteren elbise verdik. İyi elbise, sizi (takva) koruyan elbisedir.Bunlar Allah’ın ayetleridir, belki akıllarını başlarına alırlar.” (Araf 7/26) Ayette üç çeşit elbiseden söz edilmektedir: 1-Edep yerlerini örten elbise. Bu, kişinin ön ve arkasını örten elbisedir. 2-Güzel gösteren elbise. Bu, vücudu örten ve kendine ziynet de denen elbisedir. Bir ayette şöyle buyrulmuştur: “Ey Ademoğulları! Secde edilen her yerde süslerinizi (size yakışanı) giyinin. Yiyin, için ama israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.” (Araf 7/31) “Âdemoğulları” terimi Âdem kızlarını da içine alır. “Secde yeri” namaz kılınan yer demektir. Yani namazda, edep yerlerinin dışındaki yerleri de güzel elbise […]
Müslümanlarla Hıristiyanların Ortak Zeminlerde İşbirliği Arayışları
RÖPORTAJ: Oğuz Çetinoğlu Araştırmacı yazar Oğuz Çetinoğlu, dergimiz Sur adına Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır ile Müslümanlarla Hıristiyanların Ortak Zeminlerde İşbirliği Arayışları konusunu görüştü. OĞUZ ÇETİNOĞLU: 2009 yılının Mart ayında Roma’da düzenlenen bir toplantıya katıldınız. Toplantı sonunda ‘Tübingen İşbirliği Açıklaması’ başlıklı belge düzenlendi. Belgede; ‘Yaratılış düzenini, yani fıtratı temel alan konularda görüş birliğine varıldığı’ belirtiliyor. Görüş birliğine varılan konuların muhtevâsı hakkında bilgi verir misiniz? Fıtratı temel alan konular nelerdir? BAYINDIR – “Tübingen İşbirliği Açıklaması” adını verdiğimiz belge Roma’da değil, 11 Mayıs 2008 tarihinde Almanya’nın Tübingen kentinde Tübingen Üniversitesi Katolik İlahiyat Fakültesi’nin şimdiki dekanı Prof. Dr. Richard Pusa ile aramızda imzalanmış ve daha sonra Fakülte tarafından kabul edilmiş bir metindir. Ana hedefimiz, Allah’ın yarattığı kitap, yani fıtratla indirdiği kitaplar arasındaki bütünlüğü göstermek, tartışmasız doğrular etrafında işbirliği imkânlarının doğmasını sağlamak, yanlış inançları bir kenara bırakarak, Allah’ın kitabını, temel başvuru kitabı haline getirmektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlara, çevrelerinde ve kendilerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, sonunda onun (Kur’ân’ın) tümüyle doğru olduğu, onlar açısından ortaya çıkacaktır. Sahibinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussilet 41/53) Bilimin kaynağı Allah’ın yarattığı kitap, yani fıtrattır. Bu sahada Allah’ın indirdiği kitaptan da yararlanılırsa bilimde, hayallerin ötesinde bir gelişme yaşanacaktır. Böylece, birlikte araştırmalar yapma ve hayırlı işlerde yarışma imkânları ortaya çıkacaktır. OĞUZ ÇETİNOĞLU: Toplantı yapılması […]
İslam’ın Reforma İhtiyacı Var mı?
Sütun Haber, “Gerçekleri anlamak kolay ama kabul etmek zordur.” diyen, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hukuk Profesörü ve Süleymaniye Vakfı kurucu başkanı Sayın Abdulaziz Bayındır ile, “Dinde reform “, “Mealcilik akımı” ve “Başörtüsü Kur’an’da var mı?”… gibi son dönemlerin en fazla tartışılan konularını bir kez daha masaya yatırdı. Sibel Çelik Şahin / SÜTUNHABER Sayın Hocam Süleymaniye Vakfı olarak kurduğunuz “Kur’an araştırmaları grubunuzun” yaptığı çalışmalardan kısaca bahsedebilir misiniz? Vakfımızda bir “Kur’an ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi” kurduk. Fıtrat, varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunları ifade eder. Her insan, ilgi ve kabiliyeti oranında fıtrattan bilgi alır. Araştırma ve gözlemlerini derinleştirenler yeni bilgilere, keşiflere ve icatlara ulaşırlar. Evrensel değerler ile bilim ve felsefe böyle oluşur. Fıtrat Allah’ın yarattığı, Kur’ân Allah’ın indirdiği âyetlerden ibarettir. Bu ikisi arasında tam bir bütünlük vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlara, çevrelerinde ve kendilerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz, sonunda onun (Kur’ân’ın) tümüyle doğru olduğu, onlar açısından ortaya çıkacaktır. Sahibinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussilet 41/53) Bu yüzden Kur’ân, örneklerini fıtrattan seçmiş ve nebiler evrensel bilgi ve değerlere vurgu yapmışlardır. Fıtrattaki bir kanunu keşfetmek için insanlar ekipler halinde yıllarca çalışırlar. Kur’ân’ı anlamak için de Kur’ân’ın gösterdiği metotla ekip çalışması yapmak gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bu Kitab’ın âyetleri, bilenlerden oluşan bir topluluk için Arapça kur’ânlar (kümeler) halinde […]
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır – Birsen Altıner Görüşmesi
“Kuran’da hüküm veren ayetler var. Örneğin ‘namaz kılın’, ‘zekat verin’ diyor Kuran. Ardından mutlaka bunlara açıklık getiren ayetler belli bir sistematik içinde karşınıza çıkıyor. O konuyla ilgili ikinci ayeti mutlaka buluyorsunuz. Daha sonra 2 tane daha buluyorsunuz. Bu ikiler ne kadar çok olursa o konu hakkında detaylı bilgiye ulaşmış oluyorsunuz.” Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesini bitirdikten sonra 21 yıl boyunca İstanbul Müftülüğünde müftü yardımcısı ve uzman olarak çalıştı. Bu süre içinde Fetva Kurulu Başkanlığı yaptı ve İslamî İlimler Araştırma Vakfı’nın ilmi toplantılarını düzenledi. Bu toplantıların, gelen soruları cevaplamakta yetersiz kaldığını fark etmesi üzerine Süleymaniye Vakfı’nı kurdu. Süleymaniye Vakfı, 17 yıldır din ve fıtrat konusunda yüzlerce konuyu araştırdı ve bir kısmını kitap haline getirdi. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’la Birsen Altıner görüştü. -Hocam, Süleymaniye Vakfı’nın çalışmalarını zaman zaman takip ediyorum. Kitaplarınızın bazılarını okudum. Vakıf kurmaya nasıl karar verdiniz? -Süleymaniye Vakfı’nın kuruluş öncesinin bir hikayesi var tabii ki… 21 yıl İstanbul Müftülüğü’nde fetva işlerinde görev yaptım. Bu görevdeyken 10 yıl kadar İslami İlimler Araştırma Vakfı’nın ilmi araştırmalarını ve toplantılarını yönettim. Oradaki çalışma konularımız bize sorulan sorularla sınırlıydı. Sorulan soruları, Türkiye’deki bilim adamlarının katkılarıyla cevaplamaya çalışıyorduk. Sonra baktık ki, belli bir noktaya kadar geliyoruz, […]
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’la İstişhad Eylemleri Üzerine
Rusya’da meydana gelen metro patlamasından sonra Gerçek Hayat Dergisine görüşlerini bildiren Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır, İştişhad eylemleriyle ilgili açıklamalarından sonra bazı basın-medya kuruluşları tarafından suçlanınca hakkındaki eleştirilere cevap verdi. İlahiyatHaber: Rusya’daki metro saldırısından sonra Gerçek Hayat Dergisi son sayısında bu konuyla ilgili görüş beyan etmenizi istemiş. Haber sitelerinde ve basında metro olaylarına istinaden bu olayın “eşkıyalık” olduğunu ve Yusuf Kardavi’nin intihar saldırıları konusundaki fetvasıyla Müslümanlara büyük bir kazık attığını söylediğiniz iddia ediliyor. Bu sözlerden sonra gerek basında gerekse haber sitelerinde size karşı eleştiriler oluştu. Bu eleştiriler karşısında neler söylemek istersiniz? BAYINDIR: Gerçek Hayat Dergisi bu görüşmeyi telefonla yaptı. Benim böyle bir âdetim yok ama röportajı yapan bayan “acil” diyerek ısrar etti. “Eşkıya” ifadesini söylediğimi sanmıyorum. Telefonla olduğu için de karşı tarafı yalancı duruma düşürmemek için herhangi bir açıklamada bulunmadım. Ancak şöyle söyleyeyim: Adına “İstişhad” yani şehadet eylemi denilen bu eylem kesinlikle kabul edilemez. Çünkü intiharla düşmana karşılık verilemez. Buna şehitlik denilemez. Yusuf Kardavi ve bir kaç kişi buna “şehitlik” diye fetva veriyor. Bunların fetvasına inanarak canını vereni Allah Teâlâ şehit olarak kabul edebilir, biz bunu bilemeyiz. Ölenlerin durumu Allah’a kalmıştır. Fakat Allah kendini öldürene şehit demiyor; “kendi kendinizi öldürmeyiniz.” (Nisa 4/29) buyuruyor. Buhari ve Müslim’de geçen bir rivayete göre Resulullah […]
İsra ve Mirac
İSRA VE MİRAC OĞUZ ÇETİNOĞLU – Mirac Kandili, İslamiyet’te mukaddes kabul edilen zaman dilimlerinden biri. Mirac; ‘Peygamberimizin (sav), Mescid-i Harâm’dan Mescid-i aksâ’ya, oradan da göğe yaptığı yolculuk’ olarak anlatılıyor. Konunun iyi ve kolay anlaşılabilmesi için önce mekânları belirleyebilir miyiz Hocam? Mescid-i Harâm, Mescid-i aksâ ve ‘gök’ olarak adlandırılan mekânlar… Bunlar hakkında bilgi lütfeder misiniz? ABDULAZİZ BAYINDIR – Bu konuyu anlatan ana âyet şudur: “Kulunu bir gecede Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini bereketli kıldığı ((Bir yazıda “Sen…” veya “Siz …” yerine “O…” veya “Onlar…” denmesine Arap edebiyatında iltifat denir. O, ifadeye güzellik katar. Burada da üçüncü tekil şahıstan ikinci çoğul şahsa geçilerek “bereketli kıldığımız” ifadesi kullanılmıştır. Türkçede iltifat sanatı olmadığından tercüme cümlenin akışına göre yapılmıştır.)) el-Mescid’ul-aksâ’ya götüren Allah, eksikliklerden uzaktır. Bu, ona bir kısım âyetlerimizi göstermek içindir. O (Allah) dinler ve görür.” (İsrâ, 17/1) el-Mescidu’l-aksâ, en uzak mescit demektir. Şu âyetler onun yerini bildirmektedir: “Muhammed Cebrail’i bir kez daha gördü.(Bu defa) Sidret’ül-müntehâ’nın yanındaydı. Ahirette kalınacak Cennet de oranın yanı başındadır. O gün o Sidre’yi neler kaplamıştı, neler! Gözü bir yere kaymadı, söylenenin (sınırların) dışına da çıkmadı. (Miraç yolculuğunda) gerçekten Sahibinin en büyük ayetlerini gördü.” (Necm, 53/13-18) Sidretü’l- Müntehâ yedinci kat semadadır. ((Buhârî, Bed’ul-halk 6.)) el-Mescidu’l-aksâ ise oradaki Beyt-i Mamûr’dur. Allah’ın Elçisi (a.s.) bir gün ashabına:“Beyt-i Ma’mûr’un […]
Bu Röportajı Yalnız Kadınlar Sever
PERİHAN ALTINSOY’un Röportajı Pazar sabah erkenden Süleymaniye’de Süleymaniye Vakfındayım. Kadın ve erkekler ayrı ayrı masalarda hem kahvaltı yapıyor hem de Abdülaziz Bayındır hocayı dinliyorlar. Hoca, “Benim bir elim balığın karnında, bir elim yedi göğün üstündedir, Hz İbrahim’i de ateşten ben kurtardım” dediği rivayet edilen eskilerden bir şeyhe kızıyor. Beni görünce randevuyu hatırlıyor (unutmuş) ve mecburen sohbeti yarım bırakmak zorunda kalıyor, yoksa şeyhe daha bir sürü laf söyleyecekti… Birlikte yukarı, üst kattaki ofisine çıkıyoruz. Bayındır, ‘bir hanımla yalnız oturmak uygun değildir’ diyerek aşağıdan kızını da çağırıyor. Böylece Hatice Hanım’ın refakatinde söyleşiye başlıyoruz. Ama bu, Hoca için hiç iyi olmuyor, çünkü özellikle kadınlarla ilgili sorularda ‘neden, neden’ diyerek hocayı bunalttığım anlarda, Kızı da benimle bir oluyor. İlahiyat eğitim alan Hatice Hanım, kadın konusunda oldukça hassas. Söyleşiyi okuyup, ‘yahu sen de kadın konusuna takmışsın, başka konu yok mu’ diyecek olursanız; Hoca, salı ve cumartesi günleri toplu sohbetler yapıyor, merak ettiklerinizi gidin sorun, her şeyi devletten beklemeyin derim… Şaka bir yana, din kutusunun kapağı bir kere açılınca ciltlerle kitap yazılsa kapanamaz. Elbette farklı konulara da değindik ancak daha çok sosyal meseleler üzerinde durmayı tercik ettik. HANGİ DİNİN DİNDARI OLDUĞUNUZ ÖNEMLİ Sizi, genellikle tarikatları ve şeyhleri eleştirirken görüyoruz. Tabi onların da size itirazları var. Önce […]










